Farkında mısınız, Harem’de bir şeyler oluyor! (II)

2006 yılının Ekim ayında atmıştım bu başlığı. Bir grup STH Gönüllüsünün insanüstü bir gayretle, canını dişine takarak ilk aşamasını bitirdiği STH Harem Sahili Temizlik, Rehabilitasyon ve Koruma Projesi’ni anlatmaya çalışmıştım sözcüklerin elverdiği ölçüde.

Bazı şeyler vardır ki gerçekten anlatılmaz, yaşanır. Hemen aklınıza aşk gelir belki ama biz STH Gönüllüleri arasında tutkudur daha doğru karşılığı. Denize, doğaya, varoluşa olan tutkumuz. Tabi aslında “anlatılmaz, yaşanır” diye nitelemek istediğim bunlardan ziyade her santimetrekaresi çöplerle örtülmüş bir sualtı, neredeyse sert, mermer bir sütun gibi dokunulası hidrojensülfür kokusu, bir minik karidesin ya da yengecin çöplerin arasında kalmış olması ihtimalinin endişesi…

Gerçekten anlatmakla bitmeyecek, anlatılsa da anlaşılamayacak bir dolu yaşanmışlık barındırır Harem biz STH Gönüllüleri için. Sadece 54 gönüllünün bir ay boyunca her hafta sonu en değerli zamanını ayırdığı, izleyenlerin tiksinti dolu bakışları altından inandığı bir şeyi yapmak adına verdiği mücadele… zaman zaman dalış bilgisayarınızı dahi göremediğiniz görüş koşulları. Her hafta sonu, bu kez biter umuduyla başladığınız, günün sonunda kendinizi Sisyphos gibi hissettiğiniz bir süreç hayal edin. 11,573 parça katı atığı tek tek ellerinizle topladığınız, neredeyse tamamını içinde en ufak bir yaşam ihtimaline karşı didik didik ettiğiniz, yılların çürümüşlüğüyle günışığına taşınmış 11,573 parça çöp.

2006 yılından bu yana her altı ayda bir daldık Harem’e. Meraklı ve hatta daha doğrusu umut dolu gözlerle izledik çevremizi. Yeni yaşamlar aradı gözlerimiz. Kör dalışlarımızın anısı canlandı zihnimizde. Hangi noktadan ne çıktığı hala ezberimizde…

2010 yılının son ayında yine Harem’deydik. İki güne yayılan bir çalışmayla 1,100 parça kadar daha katı atık çıkarttık. Bugün Harem envanteri dediğimizde artık tamamı kayıt altına alınmış 15,000 parçadan bahseder olduk. 15,000 parça, dile kolay! Hele birde gözünüzde canlandırmayı deneyin…

Hayal edin, koskoca bir iskelenin sular altına atılmış çuvallar dolusu molozlarını, lavabolarını, pisuvarlarını, devasa tanklarını… el arabasından, iskele babalarına, elektronik eşyalardan, binlerce meşrubat kutusuna… günlük yaşamınızda dört bir yanınızda görmeye alıştığınız ne varsa hayal edin, hepsi sular altında!

Bugün elimizde öyle bir hazine var ki aslında, faunasına zarar verilmeksizin katı atıklarından tamamen arındırılmış bir izleme alanı düşünün. Burada kirletici kaynaklarını, hızını, türünü ya da tür çeşitliliğini, değişimi zamana yayılımını… belki aklımıza dahi gelmeyecek bir çok şeyi izlemek mümkün. Hatta doğrusunu isterseniz, sanırım bu proje ve Harem’in mevcut koşulları yeryüzünde tek.

Projeyi kurgularken ilk aşamayı müteakiben izleme çalışmalarına ağırlık vermekti amacımız. Bugünlerde tekrar bu konuya odaklandık. Bundan böyle çalışmalar Harem sahilini kullanan bireyler, kurumlar, tekneler ve onların eylemleri üzerine odaklanacak. Özellikle teknelerden ve lokasyonu kullanan insanlardan kaynaklanan kirliliğe yönelik bir izleme çalışması –umuyoruz ki- yakın gelecekte Harem’de yine bir ilk olarak hayata geçecek.

Tabi bu noktada projenin en önemli ayaklarından birisi olduğunu düşündüğümüz “devlet ve organları” kısmı hala evlere şenlik. Mesela geçtiğimiz günlerde aldık elimize telefonu, Büyükşehir Belediyesi’ni aradık. Dedik “bir ihbarda bulunmak istiyoruz, denize çöp attı birileri!”. Muhtemelen “Bambitu” ya da “Zulu” dilinde konuşsak ancak bu denli anlaşılamazdık. Kısaca yanıt alamadık. Daha doğrusu bir telefon numarası aldık ama konuyla alakası dahi yok. Bu iş böyle olmayacak diyerekten kaynağına inmeye karar verdik. Bilgi Edinme Hakkı denen mucizevi araçla Çevre ve Orman Bakanlığı’na soralım dedik bir de…

Sonuç olarak bir kez daha gördük ki Avrupa Birliği ile uyum gerekliliği ötesinde bir anlam ifade edemeyen çevre yasası kirletici olarak insanı neredeyse tanımıyor bile. Yani deniz araçları ya da endüstriyel kurumların sebep olacağı kirliliği dikkate alan yasa sadece Harem sahilinden çıkarttığımız 15,000 parça katı atığı denizel ortama boca eden sıradan insanı neredeyse tanımıyor.

Sahil Güvenlik birimlerinden, belediye zabıtasına, il çevre ve orman müdürlüklerinden, liman başkanlıklarına dört bir tarafa sorumluluk atfeden ama denetleme ya da ceza yetkisini muallakta bırakan bir çevre yönetmeliğimiz var. Daha da önemlisi hala suç ve kabahat ayrımı noktasında geleceği dinamitleyen kirleticiyi kabahatler kanunu perspektifinden cezalandıran bir yaklaşım ne derece samimiyetsiz olunduğunun en önemli delili olsa gerek.

Basit sorular ve basit yanıtlar genelde en doğru sonuçlara, en kestirme yoldan ulaşmanın altın anahtarıdır. Mesela, kimindir deniz? İşlenen suç ya da kabahat kime karşı işlenmiştir? Cezanın en önemli niteliklerinin başında “caydırıcı” olma yeterliği gelmez mi?

Basit sorulara basit örnekler verelim. Mesela 17 adet kamyon aküsü çıkarttık Harem’den. Bir düşünün, bir kendini bilmezin deniz ortamına fütursuzca attığı kamyon aküsü sülfirik asitle çevresini tahrip ediyor, kılıfı yaklaşık 450-500 yıl boyunca orada çözünecek ve çevresini zehirleyecek ve kilolarca Kurşun yine çevresini zehirlemek üzere aynı ortamdaki serüvenine başlıyor. Sizce nasıl bir cezası olmalı bu durumun?

Ya da Liman Başkanlıkları ve İskeleleri alalım. Sadece Harem’den çıkarttığımız –iskele takozu olarak kullanılan- lastik sayısı 150. Hala 50 tanesi suyun altında. Her gün yenileri ekleniyor. Yani kanun koyucunun kanunla sorumluluk atfettiği kurum, kanunun ihlaline seyirci kalıyor.

Üç yıl önce uzun uzun yazmıştım, denize bakan bir Bakanın gerekliliğini. Üç yıl daha geçti ve ne yazık ki hala patlıcanın Bakanı ile levreğin Bakanı aynı altı tarafı denizlerle çevrili güzel yurdumda.

Gelişmiş olarak yaftalanmış memleketlerde medeniyetin göstergesi sayılan sivil toplumun gücünün zaman zaman vatan hainliği, kendini bilmezlik gibi sıfatlarla algılandığı günümüz Türkiyesi’nde şaşmamak gerek mevcut koşullara.

2011 ile birlikte yeniden başlıyor Harem Projesi çalışmaları. Yeni bir döneme giriyor STH Harem Projesi. Kesinlikle sonu belirsiz, fakat içinde umut barındıran yeni bir dönem. Çevre ve Orman Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Denizcilik Müsteşarlığı, İstanbul Deniz Otobüsleri, İstanbul Şehirhatları İşletmesi… tüm ilgili kurumlar yakın bir gelecekte masalarında topu topu 54 gönüllünün emeğini, eserini ve haykırışını bulacaklar.

2006 yılında yengeçlerin ayaklarının deniz tabanı ile buluşamadığı Harem sahilinde belki de yepyeni ve örnek bir dönem başlayacak. Her tarafı “kötü” örneklerle çevrili denizlerimizde belki de bir umut ışığı olacak Harem.

Evet, Harem’de sessiz sedasız bir şeyler oluyor. Bütçesi, bağımsız ve sadece gönüllü bir avuç gönüllü deniz, doğa ve varoluş adına sessiz sedasız bir şeyleri değiştiriyor, ezber bozuyor.

İnanmıyor musunuz? Gelin bizim gözlerimizle görün Harem’i, dününü, bugününü…

www.sthharem.org

EK I – Harem Envanterleri

Tarih

Envanter

27 Kasım 2005          

408

1 Temmuz 2006         

440

9 Eylül 2006                

893

10 Eylül 2006             

1165

16 Eylül 2006             

1262

17 Eylül 2006             

1661

21 Eylül 2006               

902

23 Eylül 2006             

1337

24 Eylül 2006               

286

30 Eylül 2006             

1439

01 Ekim 2006            

2628

25 Kasım 2007            

1043

2 Aralık 2007               

323

26 Aralık 2010               

1101

Toplam

14.888