ilahi adalet!

kör adam çökmüş caddenin kenarına
varolmak için çalıyor sazını
şarapçı çöreklenmiş yanı başına
varolmak için çalıyor körün ekmek parasını
kör vurdukça sazının tellerine

avuçları kaşınıyor şarapçının hevesle
kör vurdukça vuruyor sazının tellerine
bir gün daha varolmak umuduyla
şarapçı duramıyor yerinde şişelerin hayaliyle…
haydi vre kör! haydi gayret!
haydi, bir şişe daha!
kör vurdukça sazının tellerine
hırsla, bıkkınlıkla, acıyla…
damla damla şarap doluyor
şarapçının umut fıçısına…
iki adam yan yana kalabalığın kıyısında
birinin dostu şarap, azraili şarap
diğeri bir ışık peşinde
hain, umutsuz bir karanlığın ta dibinde…
kör vurdukça sazının tellerine
bir yanda isyan oturuyor varoluşa
bir yanda umut, varolmaya…
derken vazgeçiyor kör
sazının tellerine vurmaktan
duruyor sükun içinde sakin
ve bir eli kayboluyor ceketinin içinde
bir şeyler arıyor, sakince
şarapçı sabırsız, doyumsuz
bekliyor, bekliyor ki vursun sazının tellerine
ki bitsin bu acı bekleyiş
esir etsin şarabı damarlarında
“hadi bre kör pezevenk!” diyemeden daha
bir sıcaklık akıyor göğsüne doğru
yeter! diyor kör, yeter!
ve salıveriyor şarapçının
damarlarında esir ettiği şarabı…
gırtlağında buluyor şarapçı
akan sıcak kanın kaynağını
kör vuruyor sazının tellerine
kanlı ellerinle
bir ağıt dökülüyor sazının tellerinden
bir ağıt, karanlıklar içinde geçen ömre
bir ağıt, hiç tadamadıklarına; ışığa, aşka, sevgiye…
zayıf bir tıslama şarapçının son sözleri
kendi kanından bir göl çevresi
ve bedenindeki tek hayat belirtisi
geride kalan hayata kilitlenmiş
şaşkın şaşkın bakan gözleri
kör kendinden geçmiş, coşmuş
vurdukça vuruyor sazının tellerine
dehşetli gözlerden habersiz
kanlı ellerle vuruyor
kanlı sazının tellerine…
şimdi yan yana oturuyorlar kaldırımda
umut, umutsuzluk, karanlık ve son…
kolkola, sarmaş dolaş yaşam ve ölüm!
haydi bre kör! vur sazının tellerine!
peki yerde kalır mı şarapçının kanı?
adalet bunun neresinde…
derken daha adalet dağıtmaya gelir
kolluk kuvvetleri!
Her şey ortada
kana bulanmış bir kör, bir kanlı bıçak
ve bir kanlı saz…
ve şaşkın şaşkın bakan bir kanlı ceset
geride kalan hayata…
peki gören var mı? diye sordu kolluk kuvveti
akıp giden insan seline doğru…
ihtiyar adam görmemişti
vitrindeki internet paketlerindeydi
toprağa bakan gözü…
genç kız ayakkabısını bağlıyordu.
en üst kattaki kiralık ilanını okuyordu
görememişti karıkoca…
delikanlı dalmıştı önde giden kızın kalçalarına
ulan öyle puşt bir herifti ki bu kör
kollamışta geleni gideni, tam zamanını bulmuştu!
hiç kimse mi? diye sordu kolluk kuvveti
takarken kelepçeleri körün kanlı ellerine
bir tek zeus; sokağın zamparası…
karşı kaldırımdan hav! dedi
hav ulan hav hav! dedi üsteledi…
sonra da kızdı, köre kelepçe takan
ama onu duymazdan gelene!
tiksintiyle yaklaşıp, kokladı şarapçının kanını
hav! dedi, huv! dedi anlatamadı…
bu puşt şarapçının körün sazıyla ziftlendiğini
hopladı, zıpladı anlatamadı…
bir de tekme yiyince kıçına
havsiktir! deyip döndü, gerisin geri
kıvrılıp köşesine başladı kara kara düşünmeye.
kolluk kuvvetleri girdiler körün kollarına
körün elleri kanlı, kanlı elleri kelepçeli…
sazım! diyordu, sazım ulan gavatlar!
sazımı verin puştoğulları!
daha sazım derken kör
bir rüzgar geçti dibinden
bali kokan, tiner kokan bir rüzgar
kaptığı gibi kaçtı kanlı sazı
zeus bile yetişemedi ardından
hav! dedi, huv! dedi, yetmedi…
çılgına dönmüştü kör,sazım diyor
puştlar, gavatlar diyor
başka bir şey demiyor…
gittikçe şiddetleniyor, hiddetleniyor
ve can havliyle vuruyor iki kolluk kuvvetini
kafa kafaya
fırlıyor karanlığın koynuna
önce bir acı fren sesi
bir acı gürültü
ve azraili ile buluşuyor kör
caddenin ortasında!
zeus çılgınlar gibi havlıyor karşıdan
şarapçı hala şaşkın şaşkın bakmakta
iki sersem kafasını ovuşturuyor
uzaklarda koşuyor hala tinerci,
elinde kanlı sazla
elleri kelepçeli bir kör, kanlar içinde
uzanmış caddenin ortasına boylu boyunca
ve yanı başında azraili, şaşkın!
elleri kelepçeli bir kör cansız, kanlar içinde
uzanıyor önünde boylu boyunca…
ıslak bir burun kokluyor sıcak kanı
hav! diyor nataşa, mahallenin orospusu
şaşkın şaşkın yaklaşıyor zeus’a
hav! diyor, ne iş?
hav! diye başlıyor zeus anlatmaya
şu puşt şarapçı diyor, gırtlağı kesik olan
şu garip körün parasını çalar çalar içerdi!
kör saz çalar, o içerdi…
kesiverdi gırtlağını puştun
şurada yatan kanlar içindeli elleri kelepçeli kör…
sonra şu iki sersem
her nedense kızdı köre
bağladılar ellerini
kör sazım dedi, onlar yürü dedi
bir yandan anlatırken,
bir yandan da bir koku almaya başlayınca zeus,
baştan çıkaran…
hey gidi kart zampara…
kör… derken bozdu niyeti zeus
dolanıverdi nataşanın ardına
nataşa mahallenin orospusu
önce biraz nazlandı adet olduğu üzre…
ama alıkomadı zeus’u…
kör ile şarapçının tam ortasında
tek vücut olunca zeus ile nataşa…
ihtiyar adam tükürdü…
genç kız utandı, kafasını çevirdi…
koca korumak için karısını çirkeften
sert bir hamle yaptı ahlaksız çifte doğru…
delikanlı yılışık bir ifadeyle seyre daldı
kendinden geçmiş zeus ile nataşayı
derken, neyse ki, şükürler olsun ki!
olay yerinde hazır bulunan
vefakar ve cefakar kolluk kuvvetleri yetişti imdada!
acıyla haykırdı zeus beline yiyince jopu
diğeride kafasına indirince okkalı bir tane nataşanın
zeus bir tarafa kaçtı, nataşa başka bir tarafa…
ve böylece sağlandı asayiş!
ihtiyar adam, genç kız, karıkoca
böylelikle vardılar huzura…
böylelikle kurtuldu
delikanlının geleceği…
ve görevlerini yerine getirmenin huzuruyla
yaktılar sigaralarını kolluk kuvvetleri
elleri kelepçeli ölü körle
gırtlağı kesik mefta şarapçının arasında…
kör ile şarapçı berabere kalırken bu işin sonunda
yine azrail kazandı!
ha bir de tinerci; şimdilik!

hakan tiryaki 1999