Kıçından anlamak I

Hiç şaşırmayın ya da eleştirmeyin. Bu ülkeyi bugünlerde ancak bu güzide deyimle açıklamak mümkün. Türk Dil Kurumu Deyimler Sözlüğü'nde yer verilebiliyorsa, bir yazının başlığı da olabilir pek tabi. Gönül isterdi ki şuna adam gibi "göt" diyebilelim ama gel gör ki her bir şeyi "kıçından anlayan" toplumumuzda fena halde ayıp olurdu.

Ne zaman başladı bu tuhaflık bizde ayrı bir araştırma konusu ama belki de en kolay sahiplendiği, içselleştirdiği özellik bu oldu yurdum insanının...

Demokrasi Denen Deyyus

Alın size ilk destansı örnek: bir ülkenin 60 yıllık demokrasi serüveni. "Defter kimdeyse Süleyman odur" mantığı ile açıklanan bir demokrasi en kibar ifadeyle kıçtan anlaşılmamış mıdır? Ya da "hukuk engel oluyor", "her ne pahasına olursa olsun yapacağız" gibi yaklaşımlar iktidar erkini neresinden anladığını gösterir insanoğlunun? 18 yaşında bir gence iki silah aldırtırken 24 yaşında bir diğerini alkollü mekana sokmayan bir otorite sizce neresinden anlamıştır "koruma" kavramını.

Cehaletin elinde demokrasi olsa olsa bir zulüm aracıdır.

Zoruna Mı Gitti?

Taze bir olay. Yapı marketinin kasasında basit, anlaşılır bir yazı: Maksimum 5 Parça. Ne denli hödük olduğunuzun hiç bir önemi yok, bir elinizin parmakları bu açıklamayı anlamanız için yeter de artar bile.

Önünüzde eşi, çocukları ve 12 parça alışverişi ile bir "yeni Türk", arkanızda sıra bekleyen bilmem kaç kişi ve arasında eğitim-kültür-birikiminizle siz. Basit bir uyarı yaparsınız öncelikle kasiyere; "bu yazıyı neden astınız madem uygulamayacaktınız" diye. "Yeni Türk" hemen yanıtlar:

Zoruna mı gitti?

İşte tartışmanın başladığı bu noktadan itibaren eğer bir sosyoloji öğrencisiyseniz profesörlüğünüze kadar yetecek malzeme sizi beklemektedir.

Kasiyer sessizce işleme devam eder.

Arkadaki güruh başka taraflarla ilgilenir.

Sahne sizindir. Tüm yaşamınız boyunca hümanizm, empati gibi kavramların büyüsü ile yaşamışsınızdır. Dolayısıyla insan ilişkilerinizi de bu perspektif yönlendirir.

"Evet, zorum gitti arkadaşım. Yazı son derece basit, anlaşılır. Ayrıca tek uyanık sensin ve hepimiz keriz miyiz?" İçerisinde bir satır hakaret yoktur ya da kaba bir ifade ya da tahrik. Basit, anlaşılır.

Yanıt. "Biz iki kişiyiz."

Diyalog devam eder: "İyi de sence bu senin uyanık, bizim keriz olduğumuz gerçeğini değiştirmez ki arkadaşım."

Bu noktadan sonra inanılmaz bir seyir alır "tartışma". Yaşamınızın kırk küsuruncu yılında yaşam dersi alırsınız bir bilgeden:

"Burası Türkiye, Hollanda değil. Uyanık olacaksın."

Alın size bir tez konusu daha...

En fazla otuz yaşındaki muhtemel bir şeylerin ustası bilgeme bu lafından sonra onunla tartışmanın yersiz olacağını söyledim. Sevsinler sizi!

"Tartışırız, tartışalım, gel!" dedi bilge üç çocuğu, eşi, kasiyer, iki "güvenlik görevlisi" ve arkada bekleyen diğer müşteri sinsilesinin tam ortasında.

Kırklı yaşların insana verdiği en önemli şey sakin kalabilmek olsa gerek. Hala kibarca savuşturmaya çalışırken öyle bir laf etti ki...

"Bak" dedi eğilip ikna edici bir sesle, "buraya 500 adam getiririm, hepsi birer parça alıp girer sıraya, görürsün."

Titreyerek kendime geldim. Bir kaç gün önce demokrasiyi kıçından anlamış ülkenin başbakanının sözleri çınlıyordu kulaklarımda:

"Karşılarına 10.000 genç koyarız."

Bunun üzerine angutçam yetmediği için zaten yeterli iletişim kuramadığım bilgeyi unuttum bile. Çünkü uzun bir zamandır benim de bir şeyleri "kıçımdan anladığımı" farkettim.

Yılan Size Daha Ne Yapmalı?

Mesela yıllardır iktidarların bugünün toplumunu yarattığını düşünürken bugün farkettim ki bu kez bu toplum bu iktidarı yaratmıştı. Kesinlikle kıçımdan anlamıştım. Oysa Çakma Ferhat bu toplumun ete bürünmüş, vücut bulmuş bir suretiydi. Kasımpaşalı maço tavırları, hukuk tanımaz çıkışları, önüne gelen fırça atma alışkanlıkları...

Tabi bu öyküden çıkartılması muhtemel daha o kadar çok malzeme var ki...

Mesela, arkada bekleyen ve çıt çıkartmadan izleyen yurdum insanı da olsa olsa iktidarın oyunu düştüğünüzde geriye kalan çoğunluğu temsil etmekte. Yılan kıçına çoktan kaçmış olsa da hala ona dokunmadığını düşünerek mutlu mesut yaşamakta olan asıl korkunç kitle.

En basit hakkını savunmaktan aciz bir insan için yapılabilecek hiç bir şey yok.

Bir kez daha hatırlatmakta fayda var; yılan size çoktan dokundu hatta kıçınıza kaçtı. Yaşamlarınıza işledi, sizi sindirdi, sizi ümmet eyledi... bugününüzü, geleceğinizi ipotek altına aldı. Haydi kendi yaşamınızı anlarım ya çocuklarınız? En azından onlar için bir şeyler yapın artık. Üzerine titrediğiniz çocuğunuza caddede sürat yapan bir sonradan görme çarpabilir, öndeki araca selektör yaptı diye dövülüp Mart ayında denize atılabilir, muhalif diye hapisane köşelerinde yıllarca yargılanmayı bekleyebilir... saymakla bitmeyecek zırva her gün bu ülkede yaşanıyor. Şiddet, kaos bu ülkenin yeni düzeni. Yılan size daha ne yapsın?