klitty’nin öyküsü

bir çiftçinin kızıymış klitty
küçük bir köyde yaşayan
büyük umutları olan
hayallerine zincir vurulmamış daha…
kırlarda gezerek geçiriyormuş günlerini
ve dağlarda ve dere kenarlarında…
yine bir gün gezinirken
bir uludağın yamacında
ve bir yaşlı ormanın kıyısında
koşuşturuken neşeyle
çoban türküleri söylerken…
O’nu faketmiş birden…
Mavi gökyüzünde
Altın arabasıyla
Birbaştan bir başa
Atlarını koşturan…
O ki; phoibos apollon…
O ki ışığı insanların
Ve tüm canlıların…
-o ki güneşi bu mavi dünyanın-
O’nu farketmiş birden…
Ve sallamış eros okunu…
Hiç kaçırmayan hedefini…
Ve vurmuş kalbinden
Hayallerine zincir vurulmamış
Klitty’i…
Bir tarafta leto oğlu
Gümüş yaylı okçu tanrı ki;
Phoibos derler O’na
Tüm canlıların ışığı…
Sanatın, estetiğin…
Kehanetin…
Bir baştan bir başa aşıyor
Mavi gökyüzünü gün be gün…
Altında altın arabası
Tanrısal atların çektiği…
Dinler mi klitty nin
Zincir vurulmamış hayalleri…
Klitty bir küçük köylü kızı
Bir küçük köylünün kızı…
Oturmuş da kalkamamış
Uludağın yamacından
Ve yaşlı ormanın kıyısından…
Her günü O’nu izlemekle
Bıkmadan, usanmadan izlemekle
Ve Kalkanlı Zeus’un oğlu
Gümüş yaylı okçu tanrı tarafından
Farkedilmeyi beklemekle
Aynı ağacın altında
geçmeye başlamış günleri…
yemeden, içmeden
duymadan ve
başka hiçbir şey hissetmeden…
acımasızdır ufaklığın oku…
günler haftalar geçmiş…
günler haftalar yine geçmiş…
ve bir gün
altın arabasıyla ilerlerken gökyüzünde phoibos
O’nu farketmiş…
Bakmış ki bir küçük köylü kızı
Hayallerine zincir vurulmamış…
Günler geçmeye devam ettikçe
Bakmış ki phoibos
Aynı küçük köylü kızı
Yılmamış…
Ve acımış küçük klitty’ ye
Okçu tanrı, phoibos
Düşünmüş, taşınmış
Ve günlerden bir gün
Vermiş kararını…
Ayırmamış klitty ‘i
Ne dağlardan ne de kırlardan
O’nu bir çiçek yapmış…
Bir çiçek ki, taptaze, köylü
Ve bir çiçek ki
Vazgeçmeyen O’nu izlemekten…
Bir sarı çiçeğe çevirmiş klitty’i
Ve derler ki hala da izlermiş
Klity phoibos’u, sabahtan akşama
Ve gece oldu mu bükermiş boynunu
Taa ki bir sonraki sabaha…

Ve derler ki işte böyleymiş
Köylü kızı klitty’nin
Günebakan oluşu…

Hakan Tiryaki, 1999